| |

Taksim İnternational
5 Yıldızlı Akdeniz konforu
Merkez Mersin
(+90 324) 336 10 10

Mersin Hiltonsa
Deniz kenarında, palmiye ağaçları arasında 23'ü suit 186 oda
Mersin
(+90 324) 241 50 00

Sahil Martı Otel
Evinizdeki rahatlığı ve konforu bulacaksınız
Mezitli Mersin
(+90 324) 358 37 00

Mersin Oteli
Güneydeki Eviniz Mersin Oteli
Mersin
(+90 324) 238 10 40

Sultaşa Otel
Sultaşa Otel Mersin'in en iyi 4 yıldızlı oteli olarak ününü gözler önüne seriyor
Mersin
(+90 324) 341 20 00

Hotel Gondol
Türk konukseverliği ve gülüryüzlü personeli ile hizmetinizde
Mersin
(+90 324) 234 12 00

Nobel Otel
Her zaman siz değerli müşterilerilerine en iyi hizmeti sunmaya devam ediyoruz
Mersin
(+90 324) 237 22 10

Mistur Hotel
Akdenizin incisi Mersin şehir merkezinde kalite ve konforun buluştuğu nokta
Mersin
(+90 324) 237 50 28

Club Hotel Soli
Deniz ve havuz manzaralı odalar ve apart odalar
Mezitli Mersin
(+90 324) 358 16 30

Büyük Yalçın Otel
Yeni dizayn edilmiş konforlu odalar
Mersin
(+90 324) 226 35 25
|
Tarsus :
TARSUS
"Gündelik derdlerdeyim! hey!.. İçimde artık susun:
Halkı ve tarihi ile baş başayım Tarsus'un..."
Behçet Kemal Çağlar
Anadolu'nun en eski yerleşim alanlarından biri olan Tarsus, yazılı tarih
dönemleri ardından kurulan birçok krallıkların, Antik Çağlar'da da
Kilikya'nın başkenti olmuş; tarihi, kültürel ve ekonomik yönleriyle Ön
Asya ve Anadolu'nun en önemli kentlerinden biridir
Hristiyanlar'ın en önemli Havarileri'nden St. Paulus'un doğum yeri
olması, bir haç kenti özelliği taşımasıyla, bu dinin yayılmasında önemli
bir yere sahiptir
Orta Çağ ve Yeni Çağlar'da İslam ve Türk kültürünün yoğunlaştığı bir
bilim merkezi olarak, yüzyıllar boyu varlığını sürdürmüş; özellikle 19.
yüzyılda bölgenin en gelişmiş ticaret ve tarım merkezi olmuştur. Ancak
bu yüzyıldan itibaren alüvyonal dolgu nedeniyle limanının işlevini
yitirmesi, sığ akarsu ve Aynaz (Rhegma) gölünün büyük tonajlı gemilerin
giriş ve çıkışına elverişli olmaması nedeniyle, Adana ve Mersin gibi
hızla gelişen iki büyük metropolün orta yerinde, bu iki kent sistemi
içinde yer almıştır. Mersin limanına yakınlığı, kara ve demiryolları
kavşağı üzerinde yer almasıyla; günümüzde de tarım, ticaret ve tekstil
sanayinde, İçel`in Mersin'den sonra gelişmiş en büyük ilçesidir. --- ---
--- ---
TARİHÇE
Tarsus kentinin kuruluşuna dair efsane ve söylenceler.
Hitit Çağları'ndan itibaren Tarsus'a ait pek çok kil tablet, kitabe,
sikke ve yazılı belgeler günümüze kadar gelmiş olup, kentin simge olarak
kullandığı tanrı ve mitolojik kahramanların bu belgelerde yer alması
efsanelerin ve söylencelerin ana kaynağını oluşturmuştur.
Kuruluşu 8000 yıl öncelerine Yeni Taş Çağı'na dayanan Tarsus'un, adını
Kent Tanrısı Sandon'dan (Baal Tarz) aldığı bilinmektedir.
Tarsus'un ismi ve kuruluşu hakkında, mitolojilerde ve eski yazarların
anlatımlarında çeşitli bilgiler vardır. Bunların hemen hepsi Roma
Çağları'nda, özellikle Ağustos döneminde ortaya çıkmıştır ve hiçbiri
tarihi bir gerçek olarak kabul edilemez.
Mitolojiye göre, Antik Çağlar'da Tarsus Çayı'na, Kilikya'nın yerli halkı
Cydnos adını vermiştir. Cydnos, mitolojide nehir tanrısına verilen
isimdir. Azra Erhat, Cydnos için şöyle yazar:"Kilikya'da bugün Tarsus
Çayı diye bilinen ırmağın tanrısı. Ana tarafından lapetos'un torunu
sayılır. Cydnos'un Parthenios adlı bir oğlu olduğu ve Cydnos Irmağı'nın
denize döküldüğü yerde bir kent kurup ona Parthenia demiştir. Burası da
bugünkü Tarsus'dur."
Mitolojideki Pegasus (kanatlı uçan at) yada Bellerofontes, Kilikya
ovasında yolunu şaşırmış ve Tarsus'un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış
olduğundan kente Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı
verilmiştir.
Diğer bir efsaneye göre kentin kurucusu eski Kilikya Tanrısı Sandon ile
bir tuttukları Herakles'dir. Herakles'in resimleri MÖ 4. yüzyıla ait
Tarsus sikkeleri üzerinde bulunmaktadır.
Antik gezgin ve coğrafyacı Strabon, "Coğrafya" kitabında kentin
kuruluşuyla ilgili olarak:"Tarsos'a gelince o, bir ovada uzanır. lo'yu
araştırmak üzere Triptolemosla birlikte dolaşan Argoslular tarafından
kurulmuştur." şeklinde bir bilgi verir.
Bir efsaneye göre, bu kentin kurucusu Perseus'dur. Mitolojinin
kahramanlarından biri olan Perseus, Hitit döneminde Andrasos olarak
bilinen bir köyün yerinde Tarsus kentini kurmuştur.
Diğer bir efsaneye göre Tarsus, Tarım Tanrıçası Demeter'in oğlu
Triptolemos tarafından kurulmuştur. Antik Çağ'da Tarsus önemli bir tarım
merkeziydi ve bu özelliği antik Tarsus sikkelerinde betimlenmiştir.
Tarsus adı ve kentin Kilikya Kralı Syennessis'in yönetim merkezi olduğu,
ilk defa MÖ 401 yılında Ksenephon'un "Anabasis" kitabında
belirtilmektedir. MÖ 5. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tarsus'a ait
sikkeler üzerinde, kentin ismi gerek Aramice ve gerekse Grekçe yazı ile
Tarz ve Terzi şekillerinde görülmektedir. Tarsus'un bu şekilde bilinen
adına çok daha önceleri Asur kaynaklarında rastlanılmaktadır. Asur
kaynaklarında, önce Kilikya'nın merkezi olarak bildirilen Tarsus, Asur
Kralı 3. Salmannassar (MÖ 859-825) ve Sanherib'e (MÖ 704-681 ) ait
belgelerde Tarzi şeklinde anlatılmaktadır.
Gözlükule Höyüğü'nde yapılan kazılar, bu yörede ilk yerleşmenin Yeni Taş
Çağı dönemiyle başladığı ve Orta Tunç Çağı'na değin kesintisiz sürdüğünü
ortaya koymuştur. Bir süre Asur egemenliğinde kalan yöre, daha sonra
Persler'in, MÖ 333'te ise Alexander'in (İskender) yönetimine geçmişti.
MÖ66'da Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus'da buranın merkezi
durumuna getirilmiştir. Kent, önceleri Tarsos adıyla anılmış, sonradan
bu ad Latince'de Tarsus olmuş ve zamanımıza kadar gelmiştic63Tde
Araplar'ın üstünlüğünü kabul eden Tarsus, daha sonra Bizanslılar ve
Araplar arasında sürekli el değiştirdi. 965'de Bizanslıların, 1082'de
Selçuklular'ın, 109Tde Haçlılar'ın eline geçen Tarsus,1516'da Yavuz
Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı
imparatorluğu zamanında Adana'ya bağlı olan Tarsus, 1832 yılında Mısır
Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa kontrolüne geçer. 1839
yılında tekrar Osmanlı İmparatorluğu'na katılan Tarsus, yeniden Adana
vilayetinin kazası olur ve 1933 yılında İçel'e bağlanır.
Tarsus bu dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Tarım ve ticaretin yanı
sıra, Cydons'un yatağı taranarak büyük gemilerin bu akarsuda sefer
yapmalarının sağlanmasıyla, Doğu Akdeniz, deniz ve karayollarının
birleştiği büyük bir ticaret ve kültür merkezi haline geldi. Strabon,
Tarsus'daki kültür yaşamı hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler
vermektedir. Strabon, birçok filozof, dil bilgini ve şairlerin Tarsus'da
yaşadığını, onların kültür hayatına olan etkilerini, her konuda büyük
bir gelişme içindeki Tarsus'un bir bilim ve üniversite kenti olduğunu,
halkın felsefeye ve diğer bilim dallarına büyük ilgi gösterdiğini ve
bunları öğrenmeye istekli olduklarını; Tarsus'un bu konuda İskenderiye
ve Atina'yı geçtiğini yazmaktadır. Strabon'dan, Tarsus'da eğitim
görenlerin yerli halktan olduğunu ve yabancıların nadir olarak
geldiğini, eğitimini bitirenlerin bir kısmının yabancı ülkelere giderek
orada eğitimlerine devam ettiklerini öğreniyoruz. Ayrıca Tarsus'da stoik
filozoflardan Antipator, Arhedemos, Nestor, Athenedoros kentleri
dolaşarak okul açan Phutiades ve Diogenes, edebiyatçılardan Artemidoros
ve Diodoros, Dionysides'in yaşadığını yazar. Strabon Tarsus hakkında
verdiği bilgilerin sonunda Roma kenti, Tarsuslu alimleri iyi ispat
edebilir; çünkü, Roma gerek Tarsus'dan gerek İskenderiye'den gelen bu
gibi alimlerle dolu olduğunu belirtir. Bu bilgilerden Tarsus'un ticaret
kenti özelliği yanında kültür ve üniversiteler kenti de olduğunu
ayrıntıları ile öğreniyoruz.
Tarsus'da Antonius döneminde antik bilim adamlarının yazdıkları büyük
kitaplar toplanarak,200.000 ciltlik, dünyada eşi bulunmayan bir
kütüphane oluşturulmuştur. Tarsus'daki üniversitede, Atina ve
İskenderiye üniversitelerinden daha da ünlü idi. Tarsus'da bulunan
yazılı kitabelerde, buranın özgür bir kent olduğu yazılıdır Tarsus'un
özgür kurumlarından, St. Paulus ve birçok filozoflar faydalanmışlardır.
Kozmopolit bir kent olan Tarsus, Roma yasalarına göre yönetilmiştir
Yunan kaynaklarında, Tarsus'daki tarihi eserler hakkında verilen
bilgilerde: krallık sarayları, pazar yerleri, caddeler, köprüler
hamamlar, çeşmeler, haller, akarsu sahilinde gençlere ait gymnaziyum,
stadyum ve Paulus Tapınağı anlatılmaktadır.
Xenophon'dan sonraki antik yazarlar, Cydnos akarsuyunun kentin
ortasından geçtiğini yazmaktadırlar. Strabon, Cydnos'un gymnaziyumun
yanından geçtiğini, ilk önce Regma denilen bir göle döküldüğünü,
burasının Tarsus'un limanı olduğunu ve orada gemi tezgahları ile
ticarethanelerin bulunduğunu yazar. Günümüzde de liman etrafında ve
liman ile Tarsus arasındaki alanda yerleşim olduğunu ispat edecek izler
vardır. Cydnos'dan Tarsus'a kadar gemilerin gelebilmesinin mümkün olduğu
birçok yazar tarafından belirtilmekle ve antik Tarihçi Plutarkhos,
Kleopatra'nın M.Antonius'u filosu ile birlikte Tarsus'da ziyaret
ettiğini yazar.
Tarsus, Orta Çağ'da birçok Arap ve İslam bilgininin ilgi konusu
olmuştur. Bunlar, Tarsus'un büyük ve güzel bir kent olduğunu, iç içe iki
suru olup, surların beş kapısı ve etrafında hendekleri bulunduğunu
yazmaktadırlar.
Arap Coğrafyacılar İbni Havkal (943), İstahri (951), İdrisî (12.yüzyıl)
ve Ebü'I Fida (1273-1331 ) ile İranlı Coğrafyacı İbn Hurdazbih
(820-912), Süryani tarihçi, filozof Abü'I-Farac İbn-ü'I İbri (1226-1286)
yöreyi ve Tarsus'u ziyaret etmişlerdir. Bunlardan Coğrafyacı İbn-ü'I
Fakih'in eserinde"Ebu Süleyman Ferec'in 788 yılında, 5 kapısı ve 87
burcu olan Tarsus kentini ve surlarını onardığını"yazması, Müslüman
Araplar'ın kente verdikleri önemin bir örneğidir.
Ünlü Osmanlı Kaptanı, Coğrafyacı ve Haritacı Piri Reis'in (1465-1554)
yazdığı "Kitab-ı Bahriye"adlı eserinin 4. cildinde Tarsus'la ilgili
bilgiler bulunmaktadır. "...Tarsus deniz kenarından üç mil kadar içerde
ova üzerinde kurulmuş bir kasabadır. Önünden Tarsus Çayı akar. Burada
bulunan gölün (Rehgma=Aynaz) içine sandallar girerek 6 kulaç suda demir
atarlar."
1671 yılında Tarsus'a gelen Evliya Çelebi, Tarsus hakkında şu bilgileri
vermektedir:"... Tarsus kalesi bir düzlük üzerinde, denizden bir saat
uzaklıkta, daire biçiminde olup Halife Memnun yapısıdır. Çevresi 500
adım, iki kat sağlam bir kaledir Tümüyle hendekle çevrilidir. Kalenin
içinde üstü toprak damlı evlerle dolu üç mahalle vardır. Kalenin üç
kapısı (batıda iskele, doğuda Adana, kuzeyde Bağ kapıları) vardır.
Mevcut 15 cami içinde Eski Cami hicretten 300 yıl önce yapılmış,
kiliseden bozma bir yapı idi.
.... Geriboz kapısının iki yanında arslan, kaplan ve ejderha suretleri
vardır ki, insan görünce korkar. Avının üstüne konmuş bir doğan sureti
vardır ki sanki canlıdır. Bu garip acayip eserlerin tümü mermer taşından
yapılmıştır. Yine bu kapının iki yanında beyaz mermer kitabeler içinde
renk renk kufi yazı ile Arapça ve Süryanice yazılmış görmeye değer
yazılar vardır ki, insan hayran kalır.
... Tarsus'da ayrıca 6 medrese, 7 sıbyan mektebi, 2 hamam, 2 han ve 317
dükkan vardır. İbrahim Halife Camii'ne bitişik 80 dükkan kâgir bina
kentin bedestenidir. Tüm sokakları kaldırımsızdır. Çünkü, temiz kumlu
yollar olduğundan asla çamur olmaz. Tatlı limonu, turuncu, zeytini,
inciri, nar, hurma ve servileri, şeker kamışı, pamuğu meşhurdur. Verimli
sahradır, âlâ camus yeridir. Bu kale içinden Bulgar Akarsuyu geçip
Akdeniz'e karışır Bu kentin suyu ve havası ağır olduğundan, bahardan
sonra kentte bir tek kişi kalmayıp Bulgar yaylasına çıkarlar. Bu kalenin
kuzey tarafında küçük bir iç kaleciği vardır. Gayet mamurdur. Her tarafı
hendektir. Etrafı 500 adımdır. Yedi kuledir. Dizdarı ve neferleri
yaylaya gidemediklerinden renkleri sarıdır. Halkı Türkmen'dir. Arap
fellahları da vardır. Minareleri Arabistan tarzındadır." Haçlı Seferleri
ardından yörede kurulan Kilikya Ermeni Krallıkları'nın egemenliğine,
Ramazanoğulları Türkmen Beyliği son verdi. Yavuz Sultan Selim'in Mısır
seferi ardından 1517 de Osmanlı egemenliğine giren Tarsus, önce Kıbrıs
Eyaleti'ne, daha sonra da Adana Eyaleti'ne bağlı bir sancak merkezi
oldu.
Osmanlı İmparatorluğu'nun güçlü koruması altında 1832 yılına kadar
herhangi bir işgale uğramayan Tarsus, bu yılda Kavalalı Mehmet Ali
Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın, Çukurova'yı işgal etmesi ile8 yıl kadar
Mısır egemenliğinde kaldı. Bu dönemde Tarsus ovası yeni baştan planlı
bir tarımsal üretime açılmış, Mısır'dan getirtilen uzun lifli pamuk
burada daha geniş alanlarda üretilmeye başlanmıştır. Bataklıklar
kurutulmuş, yeni su kanalları açılmış, Mısır'dan deneyimli tarım
işçileri getirtilerek verimli ürün elde edilmiştir. 1839'da Kütahya
anlaşmasıyla Osmanlılara iade edilen Tarsus, kitabımızın Osmanlı
bölümünde belirtildiği gibi 19. yüzyılın ortalarından itibaren dünya
ticaret sistemine Mersin limanı yoluyla bağlantı kurmuş, kent bu dönemde
kültür, ticaret ve özellikle tarım ve tarıma bağlı ekonomide, büyük
gelişmeler elde etmiştir. ilçede halen ayakta duran tarihi mahallelerde
gördüğümüz kimisi saray yavrusu, iki-üç katlı varsıl konutlar, bu dönem
zenginliğini yansıtan sivil mimarlık örnekleridir İlçede büyük bir grup
oluşturan Gayrimüslimlere ait çok sayıda kilise inşa edilmiş, halen
önemli bir eğitim kurumu olan Tarsus Amerikan Lisesi, Amerikalılar
tarafından kurulmuştur.
Tarsus, 1877'de Adana Vilayeti'ne bağlı bir sancak olmuştur. 3000 yıl
süreyle kesintisiz devam eden önemli konumuyla yüksek uygarlık düzeyine
çıkan Tarsus, 19. yüzyıl sonlarında yapılan ihmaller sonucunda denizle
bağlantısı kesilmiş, deltadaki Aynaz gölü bataklığa dönüşmüştür. Bu
kentin gelişmesini etkileyen başlıca olumsuz faktörlerden biridir. I.
Dünya Savaşı'nın ardından 17 Aralık 1918'de Fransızlar tarafından işgal
edilmiş, Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nın ardından 20 Ekim 1921'de
imzalanan Ankara anlaşmasıyla işgal sona ermiştir. Türkiye
Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile birlikte bataklıklar kurutulmuş, Berdan
Çayı üzerinde baraj inşa edilmiş, her türlü tarımsal üretime elverişli
çalışmalar yapılmış,karayolu ve demiryolu ağlarının üzerinde olmasıyla
yeniden hızlı bir gelişme içine girmiştir. ilçede başta tekstil olmak
üzere çok sayıda sanayi kuruluşu faaliyet göstermektedir.
Coğrafi Yapı ve Nüfus
İçel'in doğusunda yer alan Tarsus, ilin en büyük ilçesidir. Doğuda
Pozantı ve Karaisalı (Adana), batıda Mersin, kuzeyde Ulukışla (Niğde),
Ereğli (Konya) ilçeleri, güneyde Akdeniz ile çevrilidir.
Tarsus'un nüfusu, 1990 yılı genel nüfusu sayımına göre toplam
290.633'dür Bu nüfusun187.508'i ilçe merkezinde, 103.125'i köylerde
yaşamaktadır
Eğitim ve Sağlık Durumu
Tarsus'da toplam okul sayısı 274, toplam öğrenci sayısı 59.959, toplam
öğretmen sayısı ise 2097'dir.
Tarsus'da 300 yataklı Tarsus Devlet Hastanesi, merkezde 6 adet olmak
üzere toplam 20 Sağlık Ocağı, ayrıca Tarsus'da 500 yataklı SSK 70. Yıl
Tarsus Hastanesi ile 90 yataklı Ömer Sayar Hastanesi bulunmaktadır.
Tarsus Ekonomisi
Tarsus, günümüzde Mersin'den sonra İçel'in ikinci ticaret ve sanayi
merkezidir Tarsus'un ekonomisinde tarım önemli gelir kaynağıdır. 202.400
hektarlık ilçe toprağının 104.902 hektarı tarım arazisi, 62.786 hektarı
orman ve fundalık, 4080 hektarı çayır ve mera, 30.632 hektarı tarım dışı
arazidir Tarım alanlarının büyük bölümünün sulanması, gübrelenmesi ve
yeni tekniklerin uygulanması ile toprağın verimi artırılmakta ürünler
iyi değerlendirilmektedir.
İçel ilinin en verimli ve en geniş tarım arazisi, Tarsus'un ovalık
yöresindedir. Bununla beraber iklimin tarıma elverişli olması bu
arazilerde her çeşit tarımın yapılmasını sağlamaktadır. Ovalık
arazilerde, ilkbaharda turfanda sebze ve meyveler, daha sonra sebze,
kiraz ve üzüm ekilmektedir.
Kış mevsiminde ise portakal, mandalina ve limon meyvelerinden başka
kışlık sebzeler ekilir. Pamuk, susam ve soya gibi yağlı tohumlu
bitkilerden tahılların her çeşidine kadar tarla ürünlerinin ekimi bu
verimli arazilerde yapılır. Tarsus'un bazı köylerinde kurulan sığır
ıslah istasyonlarında çok verimli Holştayn tipi sığırlar
yetiştirilmektedir.
Sanayi yönünden de İçel'in Mersin'den sonra gelişmiş ilçesi Tarsus'tur.
İlçenin tarım ürünlerini değerlendiren sanayi kuruluşları dışında, ülke
ekonomisi için önemli olan tarım aletleri, makine yedek parçaları, takım
tezgahları yapan fabrikalar, şekerli yiyecek imalathaneleri, tuğla ve
seramik fabrikaları vardır.
Sanayi kuruluşları
Tekstil: Çukurova İplik Sanayi, Çukurova Dokuma Sanayi, Berdan Tekstil
Sanayi, Yidaş İplik Sanayi, Aksantaş Tekstil Sanayi, Levent Tekstil
Sanayi, Sümerbank Tekstil ve Boya Tesisleri.
Gıda: Çukobirlik, Çırçır ve Yağ Sanayi, Un Fabrikaları, Meşrubat Sanayi,
Helva Cezerye Lokum,Bisküvi Sanayi.
Diğerleri: Çukurova Makine Sanayi, Samedoğlu Yonga Levha Sanayi, Taşa ve
Toprağa Dayalı Sanayi, Yem Sanayi, PVC Kapı ve Pencere Sanayi.
İlçede ayrıca küçük sanayi kollarında faaliyet gösteren 4000 kadar küçük
esnaf vardır.
Tarsus'da üretilen tarımsal, hayvansal gıdalar ve sanayi ürünlerinin bir
kısmı yörede ve yurt içinde tüketilirken bir kısmı da ihraç
edilmektedir.
TARİHİ ve KÜLTÜREL ÇEVRE
Tarsus Müzesi
Gözlükule Höyüğü
Kentin güneydoğusunda bulunan, bugün ağaçlandırılmış ve park olarak
kullanılan 300 m uzunluğunda ve 22 m yüksekliğinde bir höyüktür. Burada
1934-1938 ve 1947 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan arkeolojik
kazılarda, yerleşimin Yeni Taş Çağı'nda başladığı ve İslam dönemine
kadar kesintisiz devam ettiği anlaşılmıştır. Gözlükule'de Yeni Taş
Çağı'na ait yapı kalıntıları, obsidien araç ve gereçler, ok uçları,
küçük mızraklar, seramikler; Bakır Taş Çağı'na ait ölülerin gömüldüğü
küpler, çanak çömlekler, tabanı yuvarlak taşlarla kaplanmış gıda
depoları; Bronz Çağı'na ait silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve
kerpiç evler gibi mimari kalıntılar bulunmuştur. Gözlükule'den çıkarılan
eserler, Adana ve Mersin müzelerinde sergilenmektedir. Höyükle ilgili
ayrıntılı bilgiler kitabın tarihçe bölümünde verilmiştir:
Donuktaş (Dönüktaş)
Tekke Mahallesi'ndedir. Anadolu'da Antik Çağlar'dan günümüze kadar
gelebilen ve ne amaçla yapıldığı uzun yıllar tartışılan bu anıtsal yapı
kalıntısının, bir Roma Tapınağı olduğu anlaşılmıştır. Dış duvarlarının
uzunluğu 115 m, genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m, kalınlığı
6.60 m'dir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden Nezahat
Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarının sonuçlarına göre, bu yapının bir
tapınak olduğu anlaşılmıştır.
Çoğunluğu kaba mutfak kabı türünden Roma Çağı seramiği ile Bizans ve
Osmanlı dönemi seramik parçaları karışık durumda ele geçmiştir içlerinde
bir Helenistik parça ile Demir Çağı'na ait birkaç parça vardır. Roma
Çağı'na ait tüm ya da tümlenebilen pişmiş topraktan kandiller, biri
yılanbaşlı. ötekiler geometrik bezemeli 3 cam bilezik ve biri II.
Constantius'a ait, öteki Geç Bizans döneminden 2bronz sikke bulunmuştur.
Donuktaş'ı gören gezgin Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde
buranın bir saray olduğunu belirtir. 19. yüzyılda yöreye gelen gezgin ve
araştırmacılardan Raoul Rochet'e göre: "Yunanlılar tarafından eklemeler
yapılmış bir mezardır" diye yazar. F. Rawden Chesney'e göre, burası
olasılıkla bir Jüpiter Tapınağı'dır. Mak-Ketner ise ne olduğunu
anlayamamıştır. Ancak Yunanlı Pagan Tarihçi Zosimos'u kaynak göstererek
buranın Julien Aposta'nın kemiklerinin İran'dan Tarsus'a getirilerek, bu
görkemli mezarın yapıldığını nakletmektedir. Hollanda'nın Tarsus
Konsolosu Bârker, 1835'deyazdığı "Kilikya" adlı eserinde: "Donuktaş, bir
kral ailesinin mezarıdır. Fakat Serdanâpal'in (Asurbanipal)mezarı
değildir. Çünkü Serdanapol Ninova'da yakılmıştır" demektedir. Donuktaş,
bazı yayınlarda Jupiter Tapınağı olarak da geçmektedir.
Antik Cadde
Sezar, Hatip Cicero, Kleopatra, Mark Antonius, St.Paulus ve nice tarihi
kişiler bu cadde üzerinde yürümüşlerdir.
1993 yılında Tarsus Belediyesi'nin Cumhuriyet alanında başlattığı temel
hafriyatı ile ortaya çıkmıştır. 1995 yılında Berdan Tekstil Sanayi ve
Ticaret AŞ'nin katkılarıyla, L. Zoroğlu'nun başkanlığında; 8000
metrekarelik alanda yapılan arkeolojik kazılar sonucunda, doğu-batı
yönünde bir cadde ile çevresinde çeşitli dönemlere ait yapı kalıntıları
ortaya çıkmıştır.
7 m genişliğinde bazalt taşları ile kaplı cadde, balık sırtı
profillidir. Her iki yanında yüzey sularının drenajı için kum taşından
yapılmış, iç bükey şeklindeki yağmur kanalları bulunmaktadır. Caddenin
en ilginç özelliği ise, altında 2.20 m yüksekliğinde, 70 m
genişliğindeki bir ana kanalın varlığıdır. Bu büyük kanal, sel sularını
çevreye zarar vermeden Rehgma Lagün gölü yönünde tahliye etmekteydi.
Caddenin iki yanındaki podyum üzerinde 2 m aralıklarla 1.20 m çapında
sütunlar bulunmaktaydı. Korint tipi başlıklar taşıyan bu sütunların
oluşturduğu revakın bir çatıyı desteklediği tespit edilememiş.
Yolun diğer kıyısında ise henüz bir revak bulunamamıştır L. Zoroğlu'na
göre, caddeden daha sonra inşa edilen bu sütunlu revak, büyük olasılıkla
Roma İmparatoru Hadrianus'un Tarsus'u ziyareti nedeniyle yapılmıştır.
Bu çalışmalar kapsamında kazı alanının güneybatısında 2.yüzyılda
yapılmış olduğu anlaşılan bir eve ait mozaik avlu bulunmuştur.
Kleopatra Kapısı (Deniz Kapısı)
Tarsus'lu yerli halkın "Kancık Kapı" olarak adlandırdığı Kleopatra
Kapısı ayakta kalan tek antik kent kapısıdır. Bizans döneminde inşa
edilen kent surlarının Dağ kapısı, Adana kapısı ve Deniz kapısı
bulunuyordu. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken, bu
kapı için "İskele Kapısı" diye yazmıştır. Yapımında kesme taşlar ve
horasan harcı kullanılmış, kemeri at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği
6.17 m, derinliği ise 6.18 m'dir.
İç içe iki surdan oluşan kentte, savaş anında kapılar kapanmaktaydı.
Kleopatra kapısı da bu surların kapılarından birisidir. Mısır'ın ünlü
Kraliçesi Kleopatra'nın Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak
üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlükule de büyük bir
törenle karşılanarak, Deniz kapısından kente geldikleri söylenir. Bu
nedenle Deniz kapısına Kleopatra kapısı da denilir. Deniz kapısı daha
sonraki yıllarda yıkılmış, yerine devşirme taşlardan bugünkü kapı
yapılmıştır. Son yıllarda yapılan restorasyonla kapının orijinal
özelliği kalmamıştır.
St. Paulus Kuyusu
St. Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır
bezi dokumacılığı yapmıştır. Musevi Roma vatandaşı olan Aziz, ilk
öğrenimini Tarsus'da, yüksek öğrenimini Kudüs'de tamamlamış, daha sonra
Hz. İsa'nın Havarisi olmuştur. Tarsus'da S. Paulus'un doğduğu ve
yaşadığı ev olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun
suyu, halk arasında şifalı olarak bilinir.
Bazı Hristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs'e gitmeden önce Tarsus'a
uğrayarak St.Paulus'un kuyusundan şifalı ve kutsal suyu içerler Bu
nedenle St.Paulus kuyusu, Hıristiyanlarca önemli bir ziyaret merkezidir.
Altından Geçme (Roma Hamamı)
Kentin merkezinde anıtsal antik bir yapı kalıntısı olarak göze çarpar.
Tuğladan örülü, altından motorlu araçların da geçebileceği büyük kemer
ve hamam duvarlarının bir kısmı, 19. yüzyıla ait konutların içinde
kalmıştır. Bu kalıntılar Roma döneminde kente teraziler ve kemerlerle su
getirilmesinden sonra inşa edilen hamam kalıntısına aittir.
Eski Hamam
Yeni Vakıf İşhanı'nın yanında, Roma döneminden kalma bir hamamdır.
Altından Geçmenin uzantısı, Eski Hamam'ın olduğu yere kadar uzanır.
Kapının yanındaki kitabede H. 1290, M.1873 yılında onarım gördüğü
yazılıdır. Efsanevi Yılanlar Padişahı Şahmeran'ın burada kesildiğine ve
kanının bu hamamın duvarlarına sıçradığına inanıldığından "Şahmeran
Hamamı" da denilmektedir.
Roma Yolu
Roma yolu, Tarsus'a 15 km uzaklıkta Sağlıklı köyünün yukarı kısmında
bulunmaktadır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı
sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği 2.94 ile 3.00 metre
arasında değişmektedir. Sağlam kalan yerlerin uzunluğu 3 km kadardır.
Jüstinianus Köprüsü (Baç Köprüsü)
Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyinde bulunan bu üç
gözlü köprü, Bizans imparatoru Jüstinianus tarafından Tarsus Çayı
üzerinde inşa ettirilmiştir. Eski dönemlerde köprü geçişinden para
alınması nedeniyle, bu köprüye vergi anlamına gelen "Baç" adı
verilmiştir.
Eski Cami St. Paulus Kilisesi
Çarşı başındaki kilisenin 1102 yılında St. Paulus Katedrali olarak
yapıldığı söylenmektedir Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç
kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları
ile dikkat çekicidir 1415 yılında Ramazan oğlu Ahmet Bey tarafından
onarılarak camiye çevrilmiştir
Bilali Habeşi Mescidi
Arap ordularının Tarsus'u fethi sırasında Hazreti Peygamberin müezzini
olan Bilali Habeşi, şimdiki mescidin bulunduğu yerde ezan okuyup namaz
kıldırmıştır. Kutsal sayılan bu yerde mescit ve kuyu yaptırılmıştır.
Mehmet Felah Türbesi
1342 yılında Tarsus'u Ermenilerden alan ve sonra şehit düşen Harzemli
Felah Oğlu Nurettin'in türbesidir. Demir kapıdaki bu türbede adak
adanır, mum yakılır.
Kubat Paşa Medresesi
1557 yılında Kubat Paşa tarafından kesme taştan yaptırılmıştır
Batısında, dışa taşkın bir giriş portali vardır. Girişteki eyvanın
karşısında dört basamakla çıkılan asıl eyvan yer alır. Bunun üstü
pandantifler aracılığıyla ana duvara oturan kagir ile örtülüdür. Bu
eyvanın güneyinde mihrap bulunmaktadır. Asıl eyvan ile geniş eyvanın
yanlarındaki odalar manastır tonozuyla örtülüdür. Avlunun kuzey ve
güneyinde öğrenci odaları yer alır. Kubat Paşa Medresesi, bugün Tarsus
Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Ulu Cami
Ulu Cami, i 579 yılında Ramazan oğlu Piri Paşa'nın oğlu İbrahim Bey
tarafından St. Pier Kilisesi kalıntılarının üzerine erken dönem Osmanlı
üslubunda yapılmıştır. inşaatında tümüyle kesme taş kullanılan 47x13 m
boyutlarında dikdörtgen planlı tek minareli camiye, kuzey yönünden
abidevi taç kapıdan girilir. Taç kapı, Memluk mimari özelliklerini
taşıyan siyah beyaz mermerlerle süslüdür. Doğu-batı doğrultusunda
baklava dilimli mermer sütunların taşıdığı i 6 kubbeli, revaklı avludan
5 kapı ile ibadet mekânına girilir Caminin içi doğu-batı doğrultusunda
üç nefe ayrılır. Mukarnaslı mermer mihrabı, klasik Osmanlı üslubunda
yapılmıştır. Caminin iç mekanı sütunları "İran Kemeri" denilen yarı
sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Caminin doğu kısmına bitişik
türbede Şit Aleyhisselam, Lokman hekim ve Halife Memun'un mezarları
vardır.
Eski Cami - St. Paulus Kilisesi
Çarşı başındaki kilisenin 1102 yılında St.Paulus Katedrali olarak
yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç
kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar derin pencereleri ve kalın sütunları
ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazan oğlu Ahmet Bey tarafından
onarılarak camiye çevrilmiştir.
Makam-ı Şerif Camii ve Daniyal Peygamber Kabri
Makam-ı Şerif Camii, kentin merkezinde 1857 yılında yapılmıştır Cami
eski ve yeni bölümlerden olmak üzere iki ayrı özellik gösterir, bugün
camiye giriş 22x23 m boyutlarındaki tek sıra sütunlu yeni yapıdan
sağlanmaktadır.
Caminin mihrabı düz ve sadedir. Doğusunda Daniyal Peygamber'in kabri yer
almaktadır. Bu nedenle camiye "Makam Camii" adı verilmiştir.
Evliyalar kenti Tarsus'da "Daniyal Peygamber'in" mezarının bulunması,
Tarsus için önemli bir kültürel ve turizm potansiyelidir. Daniyal
Peygamber, Babil Kralı Il. Nebukadnesar (MÖ 605-562) zamanında yaşamış;
Babil'de tutsak olan Yahudileri kehanetleriyle kurtarmış bir
peygamberdir. Söylenceye göre; Babil Kralı, rüyasında
İsmailoğulları'ndan gelecek bir çocuğun kendi tahtını sarsacağını
görmesi üzerine, İsmailoğulları'ndan doğan tüm erkek çocukların
öldürülmesini emretmiştir.
Bu durum karşısında Daniyal Peygamber doğunca ailesi onu dağ başında bir
mağaraya bırakmış, mağarada bir erkek ve bir dişi aslanın yanında
büyüyen Daniyal, delikanlı olunca kavmi arasına karışmıştır. Başından
geçen olayın sembolü olarak, parmağındaki yüzük üzerinde iki aslan
arasında duran bir çocuk tasviri vardır.
Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilen Daniyal Peygamber'in,
Tarsus'a gelmesiyle birlikte bolluk yaşanmıştır. Bu nedenle Daniyal
Peygamber Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce, Tarsus'da şimdiki Makam
Camii'nin bulunduğu yere gömülmüştür.
Beyaz Çarşı (Kırk Kaşık)
Ulu Camii'nin batısında bulunan 1579 yılında Ramazan oğlu İbrahim Bey
tarafından Ulu Cami ile birlikte yaptırılmıştır. Ulu Camii'nin doğusunda
yer almaktadır. İmarethane olarak uzun yıllar kullanılmıştır. 1954
yılında restore edilerek çarşı haline getirilmiştir.
Yapı, batı girişinin iki yanında yer alan iki kubbe ve tonozla örtülü
dükkânların duvarlarına binen mermerlerin taşıdığı beş kubbe ile
örtülüdür. Orta kubbesinde aydınlık feneri bulunmaktadır. Kubbeyi
taşıyan kemerler sivri, giriş kapılarının kemerleri ise yayvandır.
Dükkanların ikisi yayvan kemerlerle orta mekana açılır. Friz süsü olarak
kullanılan motif(er, yerli halk tarafından sapsız kaşıklara
benzetildiğinden Beyaz Çarşıya "Kırk Kaşık" da denilmektedir.
Ortodoks Rum Kilisesi
Cumhuriyet Mahallesi'ndedir. 1850 yılında Rum cemaati tarafından
yaptırılan kilise, duvarları kesme taşla kaplı kâgir bir yapıdır.
Batısında üç sivri kemerli giriş kısmından sonra haç şeklinde nişan
odasındaki kapıdan binaya girilir. Binanın kuzeydoğu köşesinde çatı
boyunu aşmayan dört yuvarlak sütunlu çan kulesi vardır. Doğudaki apsis
ve yanlardaki iki bölmeli çatıları kısmen tahrip olmuştur. Girişin tam
karşısındaki kemerli mermer bir kapı ve iki yanında ikişer penceresi
bulunan apsis kapı yer almaktadır. Apsis üzerindeki tavanda meleklerin
tasvir edildiği freskler sağlam vaziyettedir. Orta bölümdeki Havarilerin
işlendiği freskler kısmen bozulmuştur.
Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası
Tarsus'un 12 km kuzeyinde bulunan Eshab-ı Kehf mağarası, Hıristiyan ve
Müslümanlarca kutsal bir ziyaret yeri olarak kabul edilir. Mağara dört
köşe olarak kayadan oyulmuştur ve 15-20 basamakla girilir. Mağaranın
üstünde 1873 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan camiye
sonradan üç şerefeli bir de minare eklenmiştir.
Eshab-ı Kehf diye adlandırılan ve kutsal kişiler olarak bilinen,
Hıristiyanlarca 7, Müslümanlarca 8 evliya olarak kabul edilen Yelmiha,
Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefeştetayuş adındaki
yedi genç ve köpekleri Kıtmir'e ait söylencenin çeşitli versiyonları
vardır. Bazı değişikliklerle birlikte bunların hepsinde anlatılan ortak
söylence şöyledir.
St. Paulus'un Hıristiyanlık kurallarını yaydığı tarihlerden uzun bir
süre sonra, Arap kaynaklarında Takyanus olarak geçen (Diocletianus?)
Roma İmparatoru Tarsus'a gelmiş ve çok tanrılı dönemde tektanrıya
inandıkları için bu gençleri huzuruna çağırarak, onlara Roma dinine
bağlı kalmalarını, aksi taktirde kendilerini öldürteceğini söylemiştir.
Tek tanrıya inançlarından vazgeçmek istemeyen bu gençler, İmparator
tarafından verilen bir kaç günlük zamandan yararlanarak Tarsus
yakınlarındaki bu mağaraya sığınmışlar ve orada mucizevi bir şekilde 300
yıl süren bir uykuya yatmışlardır. İçlerinden ilk uyanan Yemliha,
yiyecek almak için kente gittiğinde, elindeki paranın çok eski ve
anlattıklarının akla uygun olmadığı anlaşılınca, onunla beraber mağaraya
giderler. Ancak mağarada yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir
şey göremezler. Bu nedenle bu mağara Yedi Uyurlar Mağarası olarak da
anılır.
Bu sonuç İslami versiyonda ise şöyledir. Mağaraya gelenler, içerde altı
kişinin namaz kıldığını görürler. Yemliha dışardakileri bırakıp mağaraya
girer ve ondan sonra yedisi de görünmez olurlar.
A. Akagündüz, Y. Baş, R. Tekin, O. Kaşıkçı'nın hazırladıkları bir
akademik çalışmaya göre: yazarlar, bu söylenceyi Kuran'ın Kehf suresinin
9-26 ayetlerinin açıklamasıyla ele almışlardır. Ayrıca 34'ü Türk-İslam,
2'si batılı olmak üzere 36 kaynağın sonuçlarına göre yayınladıkları
kitapta, bu söylencenin yeri, Tarsus'daki Eshab-ı Kehf olarak
gösterilmektedir. T. A. Çağlar, bu konuya farklı bir bakış açısı ile
yaklaşarak, olayın geçtiği söylenen yerdeki konik dağ yapısını bir dağ
kültü, isimlerin ise "nuş ve yüş" şeklinde ekler almasının, İslami veya
antik olmaktan çok Labarnaş veya Hattuşaş gibi Hitit, Luwi veya Que
kökenli olabileceğini öne sürmektedir. Bu durumda yeri ve kime ait
olduğu tartışmalı olan bu söylenceye dikkat edilmesi gereken farklı bir
versiyon daha ortaya çıkmaktadır.
St.Paulus Kuyusu
St. Paulus MS 3 yılında Tarsus'da doğmuş ve babasının mesleği olan çadır
bezi dokumacılığı yapmıştır. Musevi Roma vatandaşı olan Aziz, ilk
öğrenimini Tarsus'da, yüksek öğrenimini Kudüs'de tamamlamış, daha sonra
İsa'nın Havarisi olmuştur. Tarsus'da S.Paulus'un doğduğu ve yaşadığı ev
olarak bilinen yapı kalıntısının ortasında bulunan kuyunun suyu, halk
arasında şifalı olarak bilinir.
Bazı Hristiyanlar, Hacı olmak için Kudüs'e gitmeden önce Tarsus'a
uğrayarak St.Paulus'un kuyusundan şifalı ve kutsal suyu içerler. Bu
nedenle St.Paulus kuyusu, Hıristiyanlarca önemli bir ziyaret merkezidir.
Şahmeran Söylencesi
Bugün kentin merkezinde heykeli bulunan Şahmeran, yılan gövdeli, erkek
başlı bir yaratık olarak bilinir. Efsaneye göre, Misis'de oturan ve
yılanların kralı olarak kabul edilen Şahmeran, o zamanki Tarsus
Kralı'nın kızına aşık olmuş. Güzel Prenses, Eski Hamam da yıkanırken
Şahmeran hamamın üstüne çıkıp kubbe deliğinden gizlice onun yıkanışını
seyredermiş, bir defasında yine seyrederken hamamın içine düşmüş ve o
zaman Prensesin koruyucuları Şahmeran'ın başını keserek onu öldürmüşler.
Bugün hamamın iç duvarlarındaki kırmızı lekelerin, Şahmeran'ın
vücudundan fışkıran kanlar olduğuna inanılmaktadır. Yine bir efsaneye
göre, bu olaydan yılanların haberi yokmuş, haberleri olduğunda Tarsus'u
ve yöresini basıp insanları öldüreceklermiş.
Saat Kulesi
Ulu Cami avlusunun kuzeybatısındadır 1890 yılında Kaymakam Ziya Bey
tarafından yaptırılmıştır.
Tarsus Kalesi
Tarihçe bölümünde anlatıldığı gibi Orta Çağ Arap yazarları ve Evliya
Çelebi'nin anlattıkları 5kapılı, iç ve dış surları olan kale, 1832
yılında Tarsus'u işgal eden Mısırlı İbrahim Paşa'nın burada inşa
ettirdiği bazı yapılar için, taşları sökülerek devşirilmiş, daha sonra
da devam eden bu türlü devşirmeler sonucunda kale adeta yok edilmiştir.
Tarsus Şelalesi
Kentin 3 km kuzeyinde bulunan Tarsus Çayı üzerindedir. Çay buradan 3 ila
5 m'lik yüksekliklerden dökülerek şelaleyi oluşturur. Romalılar
döneminde çay kentin ortasından geçmekte, şelalenin bulunduğu alan ise
nekropol (mezarlık) olarak kullanılmaktaydı.
Buradaki doğal konglomera yapısı, birçok yerde oyularak kaya mezarları
haline getirilmişti. Ancak 6. yüzyılda Bizans imparatoru Justinianus
zamanında akarsu yatağının değiştirilmesi ile mezarların bulunduğu alan
su altında kalmıştır. Suların yaz aylarında azaldığı dönemlerde
şelalenin altındaki mezarlar görülebilmektedir.
Tarsus Evleri
Eski Tarsus evlerinin olduğu sokaklara girdiğinizde; beton yığınlarından
kurtularak, kendinizi birden tarihi yapıların içinde bulursunuz.
Sokaklarında yürürken iki yanda yükselen evlerin zamana direnen soylu
mimarileri sizi etkileyecek ve onları yaptıranların, yapan ustaların ve
mimarların estetik kaygılarını görerek saygı duyacaksınız. Birden
geçmişte kalan bir tarihin canlı belgelerini bırakıp güncele gelmek size
zor gelebilir Ama bilin ki o harikalar hep direnecek ve bize bu
güzellikleri yaşatmaya devam edecekler; yeter ki biraz korumayı bilelim,
onları yalnız bırakmayalım.
Tarsus'daki geleneksel yapılar, tümüyle yöredeki yapı malzemeleri ve
ustalarla gerçekleştirilmiştir. Yörede bolca bulunan kireçtaşı ve
Toroslar'daki ormanlardan ağaç bulma olanağı sonucu taş ve ağaca dayalı
mimari gelişmiştir. Kesme taş duvarların hatılları, döşeme ve çatı
kirişlemeleri, hayatları taşıyan dikmeler, döşeme kaplamaları, dolaplar,
kapılar, pencere doğramaları,kapakları, kafesler hep ahşaptan
yapılmıştır. Ahşap işçiliği taşıyıcı sistemde kaba olarak kalmakla
birlikte konsol, kapı, merdiven, pencere doğraması, sergen gibi
ayrıntılarda ince bir işçilik göstermektedir Üst kat döşemesini taşımak
için birçok evin alt katında, avluya bakan bölümlerde ve depo mekanları
içinde taş ayaklara veya devşirme sütunlara oturan kemerli düzenler
oluşturulmuştur. Bezemeli kapılar ve strüktürel anlamı olan konsollarla
birlikte bu ayrıntılar Tarsus'da yüksek bir taş işçiliğinin geliştiğinin
kanıtıdır Sıcak havanın etkisini azaltmak için, bitişik düzendeki dar
sokaklar, sık sık meydanlara açılarak kente ferahlık sağlar. Konutların
çoğu 19. yüzyıla aittir. Bir bölümü 20. yüzyıl başında yapılmıştır. 19.
yüzyılda tarıma dayalı olarak gelişen üretim ve ticaret, özellikle
ekonomik açıdan kenti zenginleştirmiş ve geliştirmiştir. Bu varsıllık,
Tarsus evlerine dikkat çekici bir biçimde her yönüyle yansımıştır.
Kentsel sit alanında mevcut konutlar üç tip altında toplanabilir. Tek
veya iki katlı taş evler,ahşap taş karışımı iki veya üç katlı evler,
tümüyle taş olan tek veya iki katlı evler.
|

Olbios Marin Otel
O , mutlu bir tatile dokunuş
Erdemli Mersin
(+90 324) 525 90 00

Kilikya Hotel
Sunduğu özenli ve kaliteli hizmetle size hayallerinizin bile ulaşamayacağı bir tatil sunuyor.
Kızkalesi Mersin
(+90 324) 523 21 15

Kızkalesi Deniz Hotel
Geleneksel komşu sohbetleri ile size yeni arkadaşlar ve hatta dostlar bulacaksınız
Kızkalesi Mersin
(+90 324) 523 21 80

Hotel Korykos
En iyi hizmet , hayal ettiğiniz tatil için doğru adres
Erdemli Mersin
(+90 324) 523 22 12

Admiral Hotel
Yenilenen Yüzü, Güleryüzlü Personeliyle, sizleri ağırlamaktan memnuniyet duymaktadır
Ortaca Dalyan Mersin
(+90 324) 523 25 18

Yaka Hotel
Denizin tarihle kucaklaştığı mekan
Kızkalesi Mersin
(+90 324) 523 24 44

Hotel Luna Piena
Burası günbatımı aşıklarının, dolunay aşıklarının mekanı
Anamur Mersin
(+90 324) 814 90 45

Anemurion Hotel
Denizi ve plajı mavi bayrak ödüllü Kıbrıs 'a en yakın nokta
Bozyazı Mersin
(+90 324) 851 70 10

İntermot Boğsak Motel
Denizdeki eviniz ekonomik fiyatlar
Taşucu Boğsak Mersin
(+90 324) 743 61 61

Tolya Hotel
Bedava denecek ucuz fiyata cennet gibi tatil imkanı
Silifke Atakent Mersin
(+90 324) 743 61 61
|
|